

Yaşam, peki yaşam nedir? Bir zaman diliminin başladığı ve zaman diliminin sonlandığı noktadır peki ya sonrası?
Bir an gökyüzüne bakıp, bulutları gördüğümüzde, zaman nasıl geçti diye hepimiz düşünmüşüzdür ya da iç geçirmişizdir.
Bebeklik; gözlerimizi dünyaya açtığımızda karşılaştığımız olayların ne olduğunu anlamadan bir şey bilmediğimizi, öğrenmeye muhtaç olduğumuz, küçücük elleri olan kimsenin bakmaya kıyamadığı narin bir bebek, sadece aile şefkatine ihtiyacı olan bir evlat, konuşmadan noksan her şeyi ağlayarak ifade ettiği korunmasız bir bebek…
Çocukluk; afacanlık ve şımarıklık hat safhada olan doğru ile yanlışı ayırmayı yeni öğrenmiş bir birey olma yönünde gelişim sürecinin başında olan zaman dilimi.
Gençlik; tecrübe edinme yasları diye tabir edilen bu yaş dilimi ise her hangi basit bir olaya farklı bakmamızı sağlar. Birey olduğumuz artık radikal kararlar alıp hayata tutunmayı öğrendiğimiz yaşlardır. Okuyabilenler okur, öğrenimini tamamlar, okuyamayanlar ise farklı bir hayata yelken açarlar.
Yaşlılık; artık kendimizi düşünmekten başka çocuğunun geleceğini düşünme ve onun hayatına yön verme durumu söz konusudur. Çocuğumuzun dünyaya geldiği günden itibaren çocuğun ilk okumayı sökmesi ilk olarak arkadaşlarıyla birlikte kutladığı doğum günü partisi ve mezuniyet töreni derken bir bakmışız ki, evlenme yaşı gelmiş evlenip çoluk çocuğa karışmıştır. Böylece zamanın nasıl geçtiğini anlamamışızdır…
Ölüm; insanların mutlak son kabul edip dünya hayatlarının son noktasıdır…
Evet! Yaşamımız sonlandı, gözümüzü açtık bebektik, şuan ise öldük zaman işte bu kadar kısacık bir pencere…
Yaşamımız su gibi akmaya devam ediyor biz ona yaklaştıkça, o bizden uzaklaşıyor gerçekten bulduğumuza inandığımızda ise yaşamımız bitmiş oluyor.
Sessiz derinden ve de etkileyici bir şekilde…